Nilay Akçay

HAYAT TIKLARIN TOPLAMI

(alsa yayını)

 

Bir Sabah…

 

Ayaza kesen bir rüzgarın yüzüme musallat olduğu bir sabah…

 

Merdiven… Geniş basamaklı merdiven... İniyorum tek tek…Tık tık … Topuk sesim delecekken kulağımı yetişiyor imdadıma  Farid Farjad. Ruhum sıkışıyor kemanın tellerine bu kez de -onun melodileri hep böyle yapmaz mı sanki -  İlerliyorum. Her sabahki , yaşamın ağırlıyla ağırlaşmış insanların taşıyıcısı, yorgun otobüs; beni alıp götürecek. Ben de ağırlığımı bırakacağım  koltuklarına birazdan.

 

Tık tık… Tık tık… Gözlerim çivilenmişken adımlarıma Farid coştu nedense. Söktüm bakışlarımın çivisini adımlarımdan. Sökmez olaydım! Bu kez bakışlarım değil, ben çivilendim olduğum yere. Acaba Farid yine büyüledi de beni, hayal mi görüyorum. Bir çift göz… Bütün hayatı yutmuş bir çift göz… Beni de yutacak sandım. İrkildim. Duruyor öylece. Kıpırdamıyor. Ah kıpırdasa neler olacak ama kıpırdayamıyor. O kıpırtısız ama insanlar kımıl kımıl ve sanki o yokmuş gibi geçiyorlar sağından solundan. Saniyede onlarca soru koşuşturdu beynimde. Sonra savuşturdum onları kafamdan, Farid de sakinleşti. Yaklaştım gözlere. Tık tık…

 

Duymadı tıklarımı. Aldırmadı. Farid coşmalıydın oysa ki. Yanaştım sağına. Eğildim bakışlarına. Bu sefer korkmuyorum, yutabilir beni de. Bakmadı. Sesine mi ilişsem acaba?

 

“ Aferdersiniz ! ”

 

“ … ”

 

“ Özür dilerim. ”

 

“ … ”

 

Sessizliğiyle kovalıyor beni. Gitmeyeceğim. Durduk ikimiz de. Farid de durdu. Sessizliğe gömdük kelimelerimizi. Bazen sessizlik de işe yarar değil mi ? Bekledik. Ne tık tık ne Farid ne de kelime… Bu sessizlik fazla. Başladı yine Farid ve ekledi o da:

 

“ Git yanımdan! ”

 

İki kelime çarptı suratıma. Ayaza kesen rüzgardan daha sertti. Olsun, ben o rüzgara alışmıştım. Buna da alışırım.

 

“ Yardımcı olabilir miyim ? ”

 

Kafasını kaldırdı ve kömür karası bakışlarını göz bebeğime çarparak:

 

“ Hayır! ”

 

( Zaten Farid yine başlamıştı hüzün ıslıklarını çalmaya )

 

“ Nereye gideceksiniz ? ”

 

Kısa bir sessizlikten sonra -keşke sessiz kalsaydım aptal kafam , düşüncesiz , ne diye burnunu sokuyorsun? Bak yine darmadağın ettin bir ruhu -   yıllardır damla damla biriken acı,  yanaklardan yol alıp çağlayarak dökülmeye başladı avuçlarına .

 

Avuçladım acılarla ıslanan ellerini. Kanamaya başladı ruhum. Farid, susmalısın artık. Susturdum ikisini de. Konuşmadan ilerledik. Benim topuk tık tıklarım, onun baston tık tıkları… Bir o tıklıyor bir ben. Benim topuk aceleci ama onun baston yılların temkiniyle sakin. Topuklarım da uyum sağladı baston ritmine. Tık tıklar götürdü bizi onun evine. Donan kelimeler bir yudum sıcak çayla çözülmeye başladı. Yıllardır sessizlik ve kimsesizlikle hece hece ördüğü yalnızlık hırkası sökülmeye başladı. Yalnızdı ve yaşlıydı. Hem yalnızlık hem yaşlılık… Bu kadarı ağır olmalı. Konuştu bastonunun ritmiyle ağır ağır. Dinledim. Bir plak koydu eskilerden. Tanımadım. Anlattı. Oysa ne çok kişi varmış etrafında, ne çok! Yokladı hafıza sandığını. Başladı çıkarmaya tozlanan anıları. Anlattıkça neşelendi. Bir anlattı bir neşelendi. Neşesinin doruğunda artık güvenle ayrılabilirdim ondan. Teşekkür etti bana. Yalnızlığına ortak olmuşum.

 

Asıl ben teşekkür ederim sana.

 

Çünkü fark ettim ki: Hiç düşünmemişim bir gün bir sandık dolusu tozlanan anım olacağını,

 

 Şimdiden bir sandık dolusu anımı anlatacağım insanlar biriktirmeye başlamam gerektiğini,

 

Ve anısı birikmiş olanları ihmal etmemek gerektiğini.

 

alsa yayını 10.05.08

Kaynak: yazımhane 01.04.2008