Meray Mollaibrahimoğlu

GÖLGEDE ÖLÜMLER

(ilk yayını)

 

Gece

 

Sokak lambasının aydınlattığı dar yola kar taneleri damlıyor. Beyaz, küçük, güzel kar taneleri. Yaşlı bir adam kara aldırış etmeden yürümeye devam ediyor. Tekrar kar, yol, şaşırtıcı beyaz… Geceye hüküm geçmez. Yalnızdır o. Kollarıyla sarıverir bizi karanlığına. Bir lamba aydınlatır yüzümüzü sonra yine karanlık. Beyaz taneler.

 

Gece, dışarıdan bakıldığında güzeldir. İçine girmek onu yaşamak istediğinizde ise o güzellik kaybolur. Kollarıyla karanlığa sarar, yalnızlığını gösterir tüm gücüyle. Ona hüküm geçmez. Öyle, beklenmedik bir anda  alıverir ruhunuzu. Kar yağmaya devam eder. Siz dışarıdan bakınca güzeldir gece…

 

Elinde bir şişe şarap, sağa sola sallanarak gider evine sarhoş. Karların üzerinde bir süre izi kalır. Gece, şarap ister ve sarhoş olmayı diler insan gibi. Kalan izlerin üzerine yeni kar taneleri gelir… Bir adım, bir adım daha eve az kaldı. “Dünya dönüyor” o sarhoşun gözünden. Öyle ya dünya hep dönüyor. 

 

Gece, sessiz. Beklenmedik bir anda ruhunuz onun. Fısıldayan çığlıklarını duyacaksınız. Yardım isteyecek aldırış etmeyeceksiniz. Kar yağacak siz sıcak evinize doğru bir adım daha atacaksınız. Ve gece hep yalnız kalacak…

 

Yaşamak

 

Martılar balıkçının ardından bir o yana bir bu yana savruluyorlardı. Genç bir kadın çayını yudumluyordu onlara bakarak. Elindeki bardağı bırakmadan uzağa bakıyordu sanki oraya gitmek istermişçesine. Martılar, kavga ediyordu birbirleriyle. Rüzgarlı bir öğleden sonraydı. O kadın uzağa gitmek istiyordu…

 

Hepsi, her şey yaşamaktı. Kaybedenler vardı. Savaş, işkence hepsi hayata dahildi. Kazananlara uzaktan bakan kaybedenler ne düşünüyordu? Sessizce duvarın kıyısına oturmuş dilenen çocuk yaşıyor muydu?

 

Bir çay daha istedi kadın. Bu sondu. Hava kararmıştı, artık eve dönmeliydi. Martılar da gitmişti.

 

Yaşamak bir şeyleri hissetmekti. Oysa o, martıların sesinden başka hiçbir şey duymuyordu. Uzaklara bakıyordu. Giden sevgilisinin geri döneceğini umut ederek her gün oraya gidip aynı yere oturup çay içiyordu. Çünkü genç adamla beraber o gün çay içmişler, martıları dinlemişlerdi…

 

Hepsi, her şey yaşamaktı. Sevgilinin artık gelmeyeceğini bile bile beklemekti martılarla. Zorla para istemekti birilerinden. Kazanmak, kaybetmek hepsini öğrenmekti.

 

Gölge

 

Bekle… Önce fısıltılarımı duyacaksın. Sonra ruhun değişecek benimkiyle. Kandırmaya çalışacaksın beni. İnanmam imkansız insanoğluna. Ruhum saracak seni. Sonra değişeceksin sen de. Fısıltılar kaybolacak giderek. Geriye dönüp bakacak bir yerde kendini arayacaksın. Sen de duymayacaksın beni ey insan. İtici bir karanlık olacağım aklında. Arkandan geleceğim, aslında ben senin içindeyken sen beni yerdeki o izdüşümde göreceksin. Bilmem anlar mısın, sen beni anlamadıkça kendini duyamayacaksın. Sadece bekle…

 

Yavaş yavaş beklemek yoracak seni. Sabrını yitirmiş ya da kullanmıyor insan. Yazık… Saklayacaksın her duygunu. Sakladıkça duygularını unutacak insan olamayacaksın. Arkandan bir karanlık izliyor olacak. Yoksa o sen misin? Konuşmak isteyeceksin o karanlıkla. Kendine ihtiyacın olacak çünkü. Bilmem beni anlar mısın, ey insan? 

 

Sonunda unutacaksın kendini. Beklemekten vazgeçecek, savaşlardan yorulacaksın. Kendini asıl istediğin zaman, çığlık atacaksın bana. Kızacaksın arkandan gelen o karanlığa. Oraya gömülmek isteyeceksin. Ama bekle…

 

Sonra fısıltılarımı duyacaksın yeniden. Kimseye söyleyemeyecek ama konuşacaksın benle. Yalan yok bu sefer. İnanacaksın varlığıma. Hayatı hissedeceksin. Bu sefer kandırılamayacağımı anlamış olacaksın. Kendini isteyeceksin. Duyacak, gerçekten hissedeceksin. Ölüm, yavaş yavaş bedenine sıcaklığını vurduğunda gölgen kaçıp gidecek bir başkasına.

 

Ölümlerin gölgede kalacak ey insan. Her gece yaşamak isteyeceksin yeniden. Yine, yeni baştan gölgede ölümlerin olacak… 

           18.03.2008 19:10